14 Ekim 2011 Cuma

sorulardan konuşmazsak onlarda sorun olmaktan çıkar....

eee o zaman demezler mi adama "yolculuk nereye hemşerim?"
bu nasıl bir mantıktır ya..sorunlarımız oldugunu görmezden geliyoruz böylelikle onlar sorun olmaktan çıkıyor...
bazen cidden insanların kafasını anlamıyorum..
bir soruda benden "hey birader sen neyin kafasında yaşıyorsun?"

12 Ekim 2011 Çarşamba

(: saat 08:32


merhaba tutarsız bir "bugün ders kaçtaydı ya" diyipte derse gitmeme gününe daha hoş geldim sanırım....devamsızlıklarım baş gösteriyor tekrardan ah tutarsız ah şu ders vakitlerini tam öğren artık neyse...
bir başım çok ağrıyor dün gece yağmurda dışarı çıkmamalıydım ezikliği yaşıyorsun yine..ah tutarsız ah havalar değişti dikkat et kendine...bir mide bulantısı eklendi ya üstüne hayırlısı...
zaten hastalık kaynayan bir bünyen var bir de dikkatli değilsin bu konuda ya pes..resmen kendi kendini ikaz ediyorsun da bari bu ikazlar bundan sonra bir işe yarasa ya :/ neyse...
bir hadi ders yokmuş tost yapayım bari günü..yazıyı yazmamı engelleyen tek şey "yedi tepe istanbul" dizisini takip etme isteğim...seviyorum bu diziyi ne kadar izlesem de hep bir tekrar izleme isteği...
nane limon sallama çayım bitmiş nar ile idare ediyorum bu aralar..ama ekşi bu pek çekilmiyor..
"bu dizide emre kınaya gerekilen değer verilmiyor her durumda adamın işe yaramaz boş adam olduğu yüzüne vuruluyor çok can sıkıcı değil mi?"

hayattan zevk almıyorum alamıyorum ergen triplerine girmek için çok geç artık farkındayım...zaten ne gerek var öyle triplere benim tek canımı sıkan şey havalar..dün sıcaktan kavrulurken bugün yağmurdan sırılsıklam olmaya an kalan bir hava
"lale biz hayata yeni başlıyoruz bizim başımızın çaresine bakmak dışında lüksümüz yok diyor zuhal olcay " ne hoş söylemiş değil mi?
ışığı açmıştım kalkınca baktım gerek yok artık zaten gerek olmadığını düşündükçe baş ağrı katsayım arttı sanki..şimdi beni rahatsız ettiğini düşünüyorum ya gitgide artıyor....ne saçma ışığın yandığını fark etmesem başım da ağrımayacaktı...ya da ışık başımı ağrıtmaya başlamasa ışığın yandığını fark etmeyecektim...
yazım dizi ile beraber ilerliyor ne hoş değil mi?
koltukta tek elimde tostum üçlü koltuğun kenarına bağlaç kurmuşum şuan hayattan en az dizideki ali kadar uzaklaşmışım...tost ekmeğim bitti diye trabzon ekmeğiyle yaptığım tost alkış alacak türden (: çok lezzetli be (:
yağmur durdu iyi mi?dün gece ki şimşekleri hatırladım şimdi yağmura bakayım derken...korktum hep korkarım zaten..gece hep değişik rüyalar gördüm...geceleri güçlü değilim sadece yorgun ve kırgınım ve korkak...
diziye daldım yazıyı unuttum zaten bu yazı ne kadar uzayacak elimde diye merak edip başlığı o yüzden yazmaya başladığım saati attım..
cem davranın 32 sene sonra aldığı ödülün haberini seyrediyorum "yusuf ile kenan"
konu konuyu açmıyor nedense bugün yazıda...aklımda çok fazla sözcük ama o sözcükleri cümle içinde kullanmak istemiyorum..
hava açtı bugünde yaşıyorum sağlıklıyım hala sadece biraz baş ağrısı çekiyorum mutluyum sadece sevgilimi özledim annemi özledim..ev arkadaşlarımı çook seviyorum dün gece ki sohbet ve ortam kesinlikle yeri doldurulamayan cinstendi...
bu aralar kafamda ne deli sorular ne yalnızlıklar..mutluyum huzurluyum sevgilimi özledim o da özlüyormuş beni bir tanem (:

yine bir önce ajandama kaydedildi sonra bloga geçildi yazısı - "kafamın yerinde olmak istemezdim..."

doluluk-boşluk analizi gibi başlayan çizim işlerim kendimi elimde jumbo boyalarımla eskizlerin ortasında bulmam ile son boldu..hayallerimdeki gibi doluluk-boşluk analizi olmadı ne yazık ki..neyse ya buna da şükür...
kafamın dağınıklığı boyalara yansımış karman çorman renk cümbüşü gibi bir analize dönmüş elimdeki hali hazır imar durumu...
seçtiğim renkler tam bir felaket tam bir fiyasko..birde lejand yapmışım tek eksiğim oymuş gibi...zaten renklerin ne kadar berbat olduğu orada anlaşılıyor projeye bakıp daha çok mide bulandırmaya gerek bile yok yani....
şuan sadece hocaya söyleyeceklerimi düşünüyorum...
mp3 öyle salak bir şarkıda durmuş ki bu yazıyı yazarken bile bu şarkıyı ne sanarak attım acaba beş dakikadır susmadı çalıyor zangır zangır salak müzik diyorum kendi kendime...
lipton ice tea reklam müziğiymiş nereden girdi acaba o.O
şarkı bitti ; "hey girl listen up" dedi bana biri...hayır kimin şarkısı olduğuna bakmayacağım ama ne güzel şarkıymış...şarkının sözlerini anlıyorum gayet rahat demek ki hissetmeden ingilizcemi baya ilerletmişim çeviriler sağ olsun...
daha yazacak çok şeyim var ama bu düşündüklerimi ajandamdan bloğa temize geçeceğim o zahmet beni durduruyor..hemde ne zaman bloga yazacağım bile belli değil...
bu yazıya ek olması için analizin ve ajandamın kısmen fotolarını çekeceğim...
bu arada ders yokmuş ne şanslıyım (:


"temize geçerken ki ruh halim...uykum var yorgunum yogunum ve artık herşey bir süreliğine de olsun bitsin istiyorum"

bu yazı büyük işkenceler altında yazılmıştır....


"bu yazımı bir daha günün bu saatinde asla dolmuşa binmeyeceğim söz vermeleri eşliğinde yazdım..pişmandım..."

otobüsteyim arka koltukta bir yanımda bir teyze bir yanımda bir abla kucaklarında birer çocuk ohanness arabada hep kadınlar ve hep çocuklar ilk dakika binmesem mi acaba diye düşündüm keşke binmeseydim ya...yok yok ben arandım...
teyze beni ortada biraz daha sıkıştırıp ayy kızım kusura bakma torunum diyor..torunuymuş benim küçük oğlanın ortancası tekrar bir ohanness millet patır patır doğuruyor...
birinin burnu akıyor biri su istiyor biri bir şey çekiştiriyor ağlayan ağlayana zaten.....öğle saatlerinde otobüs tam bir işkence..o ona yediğinden uzatıyor iremsu nun annesi teşekkür et kızım diye ısrarlar ediyor...kerim sürekli burnu akıyor ve beni yitiyor...patlayacağım arka koltukta ortalarda...
birden bir aydınlanma yaşıyorum çok değil bir hafta önce rüyamda bir kızım vardı ve uyanır uyanmaz bir anlık ama sadece bir anlık keşke o bebek gerçek olsaydı demiştim...ki beni bilen bilir ben bebekleri sevmem hamile kadınlardan korkarım bebeklerin gülümsemesi beni ürpertir...neyse.
ahanda biri uyudu yerim yine daraldı ya benim...
neyse demek ki yüce rabbim öyle ota boka bir şeyler dileme bak olacağı budur diye bana bir şeyler yaşatmak istemiş..
ahh yok yok ben şu an elimdeki bir kilo mandalinim ve bir ekmeğim ile mutlu mesut çantamdan evimin anahtarını arıyorum ve buluyorum...ve şuan bunları yazdığım kırmızı kalemim ajandam ile mutluyum...az kaldı evime...gideceğim ve çocukların gürültüsünün olmadığı bir yerde onları düşünerek bu yazıyı bloguma yazacağım arada mandalina yerim ya da hayır önce bir soğuk duş almalıyım bu ortamla tüm bağım kesilsin (: ...

"bunları karalamışım ya düşünüyorum şimdi yarın bir gün bir çocuğum olsa ne olur acaba?tabii önce evlenmek gerek aman gün almiyim 30 dan bir tane bulurum (:  "

11 Ekim 2011 Salı

bu bir aklım karışıkken sohbet muhabbet ediyorum neydi ne oldu yazısıdır (:

bu yazı bir "ben sevgilimi çok özledim" yazısıdır...hem biliyor musunuz "o da özlüyormuş benim bir tanem" hemi de cidden "çok üşüyormuş ben olmayınca" tabii bunu bana yazmadı ben yazıyorum bir nevi içimden geçenleri uyduruyorum...
ne kadar zor durumda meşgul falanda olsa her gece ben uyumadan duyar sesimi mesela...ve ben ondan uzak her gecemde sesini duyunca daha çok özlerim onu..belki de o bilmez bunu...
delice sevmek delice özlemek bunlar korkutucu şeyler aslında hani bir yara var kapanmaz yara kaşınan kanayan ne yardan vazgeçebilirsin ne yaradan hesabı....hem zaten YARADAN bunu bile bile yaratmamış mıdır?
"madem mübah kılmayacaktın yaratmasaydın aşkı"
yar yara ve yaradan...
yarayı da yarı da yaratan yaradan..... yara açan ve beni ben yara çeviren ve yardan uçuran.... hem yardan geçmedim hem yaradan Yaradan da uçmama izin vermedi yardan....

http://fizy.com/#s/128thg tam üzerine dinlenecek şarkı...

9 Ekim 2011 Pazar

dudaklarım yine yer çekiminin etkisinden bağımsız bir şekilde büzülmüş çeneme doğru

bir şarkı diyelim hoşuma mı gitti?sabah akşam her fırsatta sadece onu dinliyorum..monoton bir alışkanlığım var evet kabul ediyorum...
belki de sırf bu yüzdendir ki bezen sigaram biter bitmez bir yenisini yakıyorum..
bu aralar en çok hayaletin türküsünü dinliyorum ve evet dört gözle yeni sezon amirimi bekliyorum..
çok özlüyorum çok efkarlanıyorum bu aralar..ve sanki bu anlarım devam etmeliymiş gibi sanki kafayı takmışım gibi kurtulamıyorum..kafama bir şey takınca bıktırıncaya kadar onu düşünüyorum..ne bir arpa boyu yol alabiliyorum masallardaki gibi..nede kendime getirebiliyor beni bir soğuk esinti bir soğuk duş..

7 Ekim 2011 Cuma

un poste tardive - elma bahçelerinden geçerken kırmızıları görmedi gözüm..

bir kez daha üzüntüden kahrolmak neymiş onu o anı yaşıyorum..mesafeleri siktireyim bize bir şey olmasın anlarını çoktan geçtim ah şu mesafeler ...mesafeler...
aklımın ve kalbimin yarısını bıraktım..yarımmışım gibi geliyor şu an..sanki yarım nefes alıyorum yarım konuşuyorum yarım yaşıyorum..
hayatımın bir kısmı şimdiden grileşmeye başladı.renkler soldu siyah beyaz yaşamaya ramak kala her şeyi yarım yaşayan ben özlemin hasretin ve kederin alasını iliklerimde hissediyormuş hissine kapılıyorum..
kapıldım gidiyorum bahtımın rüzgarına..ey ufuklar diyorum yolculuk var yarına 
ayrılık görülmüşken yar tutmuyor elimden..misafirim bugün ben, gurbet akşamlarına..
aramızda 423 km 8 saat yol var..
aramızda elimi uzatsam dokunulmayacak mesafe var..bağırsam beni duymayacak..canım yansa haberi olmayacak..uyurken kokusunu duyamayacağım mesafe var..
yıllar geçiyor mesafeler kısalmıyor artık mesafe yoruyor önceden eğlenceli geçen yolculuklar gitme vakti gelince eziyete dönüşüyor..yarım yaşamalar başlıyor..
istemediğim bir yolculuğun başındayım..hayatım gelgitler ile dolu..yaşıyorum onunlayken sonra yolculuk başlıyor..mutluluk komaya giriyor mesafeler el pençe divan mutsuzluğa..
boğazımda bir yumruk yutkunuyorsun geçmiyor..
"günler gelir geçer ve antibiyotikler kimim ben bugün ne günlerden 40 derece yüksek ateş" ve mesafeler bu zayıflık anında bir aşkın komasında...mesafeler durmaksızın damarlarımda...o ilacımdır susuz yuttuğum bir türlü dinmeyen ne yapsam da boğazımda..